Su Hayattır

3/4/2008 · Kategori: SU HAYATTIR

Bir Damla Su Hayattır

Hayatın kaynağı su’ dur. Su olmadan Hayatın var olması mümkün değildir. En azından bu gezegen için bu böyle. Ve en azından şimdilik başka çaremiz yok.

Konuya dikkat çekmek için; aşağıdaki görselleri kullanabilirsiniz.

 

                  Neler Yapabilirsiniz?

Dişlerinizi Fırçalarken suyu açık bırakmayın.

Traş olurken de suyu açık bırakmayın.

Banyoda sabunlanırken suyu sürekli açık bırakmayın.

Tüm temizlik maddelerinizde doğaya zararlı olmayan ürünleri seçin. Belki bu ürünler diğerlerinen daha pahalı olabilir. Ancak bu ürünler suda çözülebildiği için doğal kaynaklara zarar vermez. Durulama gerektirmeyen ürünlerde daha az su harcamanıza yardımcı olur.

Temizlik maddelerini önerilen ölçülerden fazla kullanmayın.

Musluk ve sifonlarınızın bakımını yapın, yaptırın. Damlayan, akıtan tesisatlar sürekli suyu harcar.

Arabanızı hortum ile yıkamayınız, yıkatmayınız. Bir kova su ile silerek temizleyiniz.

 

Yaşamın Özü: Su

 

Tamamen ikame edilemeyen bir kaynak olan su; yaşayan bütün canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir. İnsan kullanımı, ekosistem kullanımı, ekonomik kalkınma, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi suyun gerekli olduğu birçok sektör vardır. Ancak, özellikle son 20 yıl içinde artan insan nüfusu ve bunun sonucu olarak artan su talebi, küresel bir su krizini gündeme getirmiştir. Bunun yanı sıra, hızla artan dünya nüfusu ve su talebiyle birlikte ekonomik, politik ve çevresel konulardaki mücadeleler ve çekişmeler çok daha yaygın ve ciddi boyutlara ulaşmıştır. Su kaynakları; miktar, kalite ve tüm diğer sektörel kullanımlar açısından birçok ciddi sorunla karşı karşıyadır.

Su yenilenebilir bir kaynaktır, bu anlamda sürdürülebilir kullanımı mümkündür; Ancak günümüzde hızlı tüketim, kaynaklardan yararlananlara eşit fırsatlar ve yararlar sağlayacak şekilde sürdürülebilirlikten çok uzaktadır. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000- 10.000 m3 arasında olmalıdır. Kişi başına düşen yıllık 1430 m3’lük kullanılabilir su miktarıyla Türkiye, sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir. Türkiye dünyanın en hızlı nehirlerinden birkaçına sahip olsa da su rezervleri bakımında alt sıralarda yer almaktadır. Türkiye’de su kaynaklarının yönetiminde akılcı ve sürdürülebilir politika ve uygulamalar hayata geçirilmez ise gelecekte ciddi sıkıntılar yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

 

Bafa Gölü

Büyük Menderes Deltası’nın (ÖKA no.22) güneydoğusunda yer alan çok hafif tuzlu bir göldür. Maksimum alan 6708 hektardır. Menderes ovası’na açılan batısı dışında, orman ve makiliklerle kaplı dağlarla çevrilidir. Gölü besleyen en önemli kaynak taşkın dönemimdeki Büyük Menderes Nehri sularıdır. Bunun dışında birkaç dere ve kaynak da göle karışır. 1985 yılında gölü nehirden ayıran bir sedde inşa edilmiştir. Göl su seviyesi genelde 1-2 metrede seyreder, en derin yeri 25 metredir.

Göl eski çağlarda bir körfezken (İ.S. 50-300 yıllarına kadar), Büyük Menderes Nehri’nin getirdiği alüvyonlarla denizden ayrılmıştır. Gölde dört ada bulunur. Batı kıyıları sığdır ve bataklıklarla kaplıdır. Kuzeybatı ucundaki bölümüne Serçin Gölü zooplankton ve sucul bitkiler açısından çok zengindir.

ÖKA’nın kuzeyinde yer alan ve toplam alanları birkaç yüz hektarı bulan sığ Azap, avşar ve Sülükür gölleri, Büyük Menderes Nehri’nin taşkınlarını engelleyen seddelerin inşası sonucu büyük ölçüde tahribata uğramıştır. Gölün özellikle güneyindeki yamaçlarda zeytinlikler yaygındır. Bazı köylerde küçük zeytinyağı fabrikaları vardır. Batı tarafında pamuk ekimi yapılır, doğudaki düzlüklerde bir miktar çeltik tarlası bulunur. Göldeki en yaygın insan etkinliği balıkçılıktır. Eskiden şahıs malı olan gölde, tüm balıkçılık etkinlikleri göl sahibinin tekelindeydi. 1978 yılında gölün kamulaştırılmasından sonra bu iş koopereatiflere ihale edilmeye başlanmıştır. Gölü Büyük Menderes Nehri ile birleştiren kanalın üzerinde basit bir dalyan vardır.

Bafa Gölü yerli ve yabancı turistlerin ortak yeridir. Gölün yapılaşmaya karşı sıkı korunması sonucunda, Ege Bölgesi’ndeki diğer birçok yerin aksine, kıyıları otel ve yazlık inşaatlarıyla tahrip edilmemiştir. Sadece güneyde küçük bir tatil köyü ve birkaç kamping bulunmaktadır.

Kuşlar

ÖKA türleri: Alan, bataklıkkırlangıcı (50 çift) ve mahmuzlu kızkuşunun (30 çift) üreyen popülasyonları ile Öka statüsü kazanır. Büyük Menderes Deltası’ndan gelen tepeli pelikan (maks. 74) yıl boyunca gölde görülebilir. Bafa Gölü kışlayan sukuşları açısındanbüyük önem taşır (maks. 91.507). Küçük batağan (maks.1805), bahri (maks. 6240), kara boyunlu batağan (maks 1136), karabatak (maks. 2000), küçük karabatak (maks. 140), boz ördek (maks. 1250), elmabaş patka (maks. 27.085) ve sakarmeke 8maks. 68.500) kışlayan başlıca türlerdir.

Ek bilgi:
Göldeki adalardan birinde, küçük ak balıkçıl (120 çift) ve gri balıkçıl (70 çift) kuluçkaya yatar. 1-2 çift ak kuyruklu kartal, göl çevresindeki ormanda ürer. Ancak, 1994’te yuvalardan birinin tajrip edildiğinin belirlenmesi ve erişkin bir bireyin zehirlenmiş olarak bulunması, türün bölgedeki geleceğinin fazla umut verici olmadığını göstermiştir.

Koruma ve Sorunlar

Bafa Gölü 1989’da SİT Alanı, 1994’te de Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiştir.ÖKA sınırları 12.281 hektarlık Tabiatı Koruma Alanı’nın sınırlarını izler.

Göl eskiden, akışın yüksek olduğu dönemlerde Büyük Menderes Nehri tarafından beslenir, bazen gölle nehir birleştirdi. 1985^te göl venehir arasındaki arazilerin pamuk tarımına kazandırılması için uzun bir sedde inşa edilmiş, gölün ana kaynağı kesilmiştir. Bunun yanı sıra, Büyük Menderes’in yukarı havzalarında kurulan barajlar ve Söke Sulaması’na su sağlayan regülatörler, nehir debisini büyük ölçüde azaltmıştır. Sedde yapılmamış olsaydı da, bugün Büyük Menderes’in Bafa Gölü’nü eskisi gibi beslemesi mümkün olmayabilirdi. 1990’da göldeki su bugüne kadar görülen en düşük seviyesine ulaşmış, tuzluluk oranı artmış, geniş alanlar kurumuştur. Bunun sonucunda, seddenin göl tarafında kalan yüzlerce hektarlık alan ve kuruyan bölgelerdeki eski göl tabanı, çevre köylerince pamuk talasına çevrilmiştir. 1993’te, çeşitli sivil toplum örgütlerinin girişimi sunucu Devlet Su İşleri göle nehirden su pompalamış, yağışlı bir kış sonrasında 1996’da göl eski doğal seviyesine yeniden ulaşmıştır. Ancak, Bafa Gölü için uygun bir yönetim planı hazırlanıp uygulamaya konmadan, bugünkü durumun ne kadar sürebileceği de bir soru işareti oluşturmaktadır.

Bafa Gölü’nün kuzeyinde kalan küçük göller, nehir akışına yapılan müdahaleler sonucu büyük ölçüde kurumuştur, ancak eski durumlarına getirilmeleri mümkündür.

Su seviyesinin düşmesini takiben, balıkların doğal üreme sürecine engel oluşturacak şekilde göl ve nehir arasındaki bağlantının zarar görmesi ve aşırı balıkçılık sonucu, gölün balık stoklarında çok büyük düşüşler meydana gelmiştir. 1987 yılında 328 ton balık yakalanmışken, 1991 yılında 14, 1994’te 22 ton avlanabilmiştir. 700 üyeli balıkçılık kooparatifi iflas etmiş, 1996’da sadece 30 üyesi kalmıştır.

Gölün birkaç kilometre güneyinde, su toplama havzası içinde kalan bir alana kurulması planlanan 10.000 kişi kapasiteli toplu konuta, göl üzerindeki olası tüm olumsuz etkileri ortaya konup gerekli önlemler alınmadan izin verilmemelidir.

           Bafa Gölü bir dönemde aşırı düzeyde avcılığa sahne olmaktaydı. Gölün Tabiat Parkı ilan    edilmesi ile birlikte durumu büyük ölçüde düzelmişse de, kaçak avcılığın önüne tamamıyla geçilememiştir.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

« Önceki :: Sonraki »