Kanal tedavisinin yerini implant alıyor
4/4/2008 · Kategori: SAGLIK
Meffert İmplant Enstitüsü Başkanı Ali Arif Özzeybek, dünyada artık dişten ziyade kemiği korumanın ön plana çıktığını belirterek, ''Dişi son noktaya kadar ağızda tutmak yerine dişi çekip implant yapmak tercih ediliyor'' dedi.

Dünya İmplant Birliğinin uluslararası eğitmen temsilcisi de olan Özzeybek, ağızdaki kemik kaybının travma, tümör veya sıklıkla dişlerin kaybedilmesi sonucunda meydana geldiğini belirterek, bunun sağlıklı dişlerin kaybedilmesine ve yüzdeki hatlarda şekil bozukluğuna sebep olduğunu söyledi.
Ağız kemiğinin korunmasının, doğal yüz ifadesinin de korunmasını sağladığını ifade eden Özzeybek, ciddi derecede kemik kaybına uğrayanların aynı zamanda diğer sağlıklı dişlerini de kaybetme ve çenedeki çatlak veya kırıkların sebep olduğu hasarlarla karşı karşıya kalma riskine sahip olduklarını anlattı.
Alt ve üst çene kemiği yüzün en az üçte birini şekillendirdiği için, ağız kemiği korunarak veya yeniden yapılarak zaman içinde dış görünüşün de korunabileceğini kaydeden Özzeybek, "Eğer alt veya üst çenenin herhangi bir yerinde kemik kaybı varsa, mevcut kemik kaybını yavaşlatabilecek ve hatta onarabilecek bir tedavi tavsiye edilir" dedi.
Özzeybek, "Kaybedilen dişin yerine, vidalama yöntemiyle çene kemiğine yeni diş takılması" olarak tanımlanabilecek implantın, aynı zamanda eksik dişin olduğu bölgedeki muhtemel kemik kaybı miktarını azaltmaya da yardımcı olduğunu belirtti.
Bunun, ağız kemiğini koruyup geri kalan doğal dişlerin ve yüz ifadesinin korunmasına da yardımcı olduğunu belirten Özzeybek, "Eksik olan dişin yerini doldurmak, genellikle eksik dişlerini yenilemeyen hastalarda görülen kötü beslenme alışkanlığını da ortadan kaldırabilir" dedi.
Köprü ve hareketli parçalar yerleştirme gibi eksik dişlere yönelik diğer tedavi seçenekleriyle karşılaştırıldığında implantın daha uzun vadeli bir çözüm olduğunu vurgulayan Özzeybek, tek diş eksikliğinde yandaki dişler kesilmeden tek implant uygulanabileceği gibi, kısmi dişsizlikte hareketli protezler yerine implant uygulamasıyla sabit protez yapılabileceğini belirtti.
Özzeybek, tam dişsizlikte ise bu yöntemle sabit bir proteze sahip olunabileceği gibi, her çeneye 2 veya 4 implant yerleştirilerek total protezin tutuculuğunun artırılabileceğini söyledi.
Dünyada artık kanal tedavisinin yerini implantın aldığını, dişten ziyade kemiği korumanın ön plana çıktığını bildiren Özzeybek, şunları söyledi:
"Dişi son noktaya kadar ağızda tutmak, fazlasıyla kemik kaybına neden olabiliyor. Bu nedenle kanal tedavisi yerine dişin çekilip implant yapılması tercih ediliyor. Çünkü ileride implant veya protez yapılabilmesi için kemiğe ihtiyaç var. İleriye yönelik kemiği korumak amacıyla gidişatı kötü olan dişleri çekerek implant uygulamak hem estetik hem de fonksiyonel açıdan daha akılcı görülüyor."
"Ülkede de ileri tedavi teknikleri uygulanıyor"
İmplant konusunda Türkiye'de de dünyada olduğu gibi ileri tedavi teknikleri uygulandığını anlatan Özzeybek, bu alanda Türk diş hekimliği açısından önemli bir gelişme yaşandığını bildirdi.
The International Congress of Implantologists (ICOI) adlı kuruluşun "Implant Dentistry" isimli dergisinde Mart ayından itibaren makale özetlerinin Türkçe dilinde de yayımlanmaya başladığını belirten Özzeybek, diş hekimliğinde implantla ilgili önemli gelişmelere yer verilen dergide, Türkçe özetlerin yayımlanmasının, Türk diş hekimlerinin bu gelişmeleri takip etmeleri açısından önemli olduğunu kaydetti.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Gençlerin ‘gece kuşu’ olma nedeni
4/4/2008 · Kategori: SAGLIK
Gençlerin gece erken uyumakta, okula gitmek için uyanmakta zorlanmasının nedeninin ergenlik dönemindeki hormon değişikliği...

Birçok gencin ergenlik döneminde “biyolojik saatinde” farklılıklar oluştuğunu belirten Avustralyalı araştırmacılar, gençlerin çoğunun, doğal ritmin gerektirdiğinden 2,5 saate kadar erken uyanmak zorunda kaldığını, sonuç olarak lisede bazı zorluklarla karşılaştıklarını vurguladılar.
Araştırmacılar, okula gittikleri ve tatil yaptıkları dönemlerde 310 liseliyi inceledi. Tatilde gece 9 saatten fazla uyuyan bu gençlerin, liseye giderken 8 saatten az uyumak zorunda kaldıkları görüldü.
Daha önceki araştırmalar gençler için ideal gece uykusunun 9 saat olması gerektiğini göstermişti.
Gençlerin enerji eksikliği, öfkeli, üzüntülü olma, olumsuz davranışlarda bulunma gibi sıkıntılarının asıl nedeninin, vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlayan, vücudun uykuya ihtiyacı olduğunu bildiren, beyinde sadece 23:00-05:00 saatlerinde salgılanan melatonin hormonu olduğu, ergenlik döneminde bu hormonun daha geç saatlerde salgılandığı belirtildi.
Swineburne Teknoloji Üniversitesi’nden Suzanne Warner, her bireyin erken kalkma ya da geç yatma gibi kalıtımsal yatkınlığı olduğunu, ancak ergenlik dönemindeki hormon değişikliği nedeniyle gençlerin daha geç yatmaya, mümkün olduğu takdirdeyse geç kalkmaya başladığını söyledi.
Çevresel etkenlerin de uyku konusunda sorun yaratabileceğini belirten Warner, yapay ışığın, salgılanan melatoninin seviyesinde azalmaya neden olduğu, bilgisayarlarınsa gençlerin “uyuma ihtiyacını dinlemesini” engellediğini ifade etti.
Warner, ebeveynlereyse gençlerin uyku sorununun üstesinden biraz olsun gelebilmeleri için yatma zamanından bir saat önce ışığı kısma, bilgisayar ve televizyonu kapatma tavsiyesinde bulundu.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
“Günde 2 litre su içilmeli” inancı kanıtlanamadı
4/4/2008 · Kategori: SAGLIK
Yapılan yeni bir araştırma, çok su içmenin sağlığa faydalı olduğu yönünde hiçbir kanıt bulunmadığını ortaya koydu.

BBC ve Daily Mail’in internet sitelerindeki habere göre araştırmacılar, sağlık için günde 8 bardak (2 litre) suya ihtiyaç bulunduğu yönündeki inancın “bir mit olduğunu” söyledi.
Özellikle 1990’larda yaygınlaşan bu inanca göre, günde iki litre su tene iyi geliyor, kilo verilmesine ve vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı oluyor; bunun yanı sıra yeterli su içmeyenler sağlık problemleriyle karşılaşabiliyor. Bu mitin yaygınlaşması, insanları susadıkları zaman su içmek yerine, gün boyunca ellerinde su şişesiyle dolaşmaya sevk etmişti.
Ancak, Pennsylvania Üniversitesinden Dr. Dan Negoianu ile Dr. Stanley Goldfarb’ın klinik çalışmaları tarayarak vardıkları sonuç, bu kadar çok su içmenin saptanmış herhangi bir yararı olmadığı yönünde.
Bilim adamları, sıcak ve kuru havalarda su ihtiyacının arttığını, bazı hastalıklardan mustarip olanların fazla sıvıya ihtiyaç duyabileceğini, ancak “ortalama sağlıklıklı insanlar için böyle bir ihtiyaç bulunmadığını” belirtti.
Yeni araştırmaya göre, susuzluk derinin görünümünü değiştirebiliyor, ancak çok su içmenin deriyi güzelleştirdiğine dair klinik bir bulgu yok.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!